7 Mayıs 2010 Cuma

SÜPER (HIZLI VE BASİT) İNGİLİZCE GRAMER 1

Çok düşündüm, memleketimde insanlar neden İngilizce’yi zor öğreniyor diye. Şu kanaate vardım ki sorun gramere bakışımızda. Yani bize gerekli gramerin gerektiği gibi öğretilememesinde. İngilizceyi büyük ölçüde kendi çabaları ile öğrenen, bir düz lise mezunu ve KPDS’den 90 üzeri, TOEFL’dan da 630 almış biri olarak size gramere nasıl baktığımı anlatmak istedim. Eğer işiten bir kulak ile dinlerseniz, bu açıklamaların önünüzü açacağına inanıyorum. Aşağıdakiler benim yıllarca kafamda süzüle süzüle oluşan fikirler.

İngilizce dediğin 3 kelimedir. 3 kelimeyi öğrenince gerisini sökersin. Yanlış anlamayın ha bu 3 kelimeyi öğrenmek size kalmış, 3 ay da alabilir 3 yılda. Ama her işin bir kolayı var, sabırla okursanız sırrımı paylaşacağım. Anlatacaklarım basitmiş gibi gelebilir. Evet amacım zaten bakış açınızı basitleştirerek yılgınlığınızı gidermek. Ama basit olmaları önemsiz olduğu anlamına gelmiyor. En basit, en temel şeyleri gözden kaçırdığımız için öğrenmekte zorluk çekiyoruz. Anlatacaklarım birebir bilimsel anlamda gramer değil, okuyup anlayan birinin zihninden geçen kurallar.

Her dilin şifresi onun grameridir. Dili öğrenenler farkında olarak ya da olmayarak o dilin gramerini kendilerince öğrenirler. Dili bir bulmaca gibi düşünmek işimizi çok kolaylaştırır. Bir dili öğrenirken aslında yapmaya çalıştığımız o dili anlamaya yani bulmaca gibi çözmeye çalışmaktır. Bunun için de matematikteki gibi kuralları bilmemiz lazım. Kuralları bilmek de yetmez, karşılaştığımız sorulara/cümlelere uygulamamız lazım ve bu işi o kadar çok yapmalıyız ki artık otomatik hale gelsin ve yorulmadan o dili anlar anlatır hale gelelim.

Buraya kadar her şey güzel, gramerin öğrenilmesi gerektiğini, onsuz dilin anlaşılmayacağını anladık ta, bu gramerin ne kadarını nasıl öğrenmeli. Piyasadan bir İngilizce gramer kitabı alsanız 200 sayfadan başlar. İçinde kaybolur giderseniz, feleğiniz şaşar. Halbuki başlangıçta öğrenmeniz gereken 3-5 sayfadır. 1-2 sayfa diyeceğim ama inanmazsınız diye demiyorum.

Örnek vereyim, may ile might arasındaki farkı bilmezsenin ölmezsiniz, yine have been doing ile have done arasındaki farkı anlamak için kendinizi paralamaya gerek yoktur. Temelleri öğrenip dilde yol aldıkça, İngilizceyi okuyabilir ve okur hale geldikçe bunları sindire sindire öğrenirsiniz. Öyle bir aşamaya gelirsiniz ki, İngilizce bir metin okurken cümleyi anlarsınız ama cümledek unsurlar sizin için yenidir ve kendi kendinize “vay be İngilizler demekki bunu böyle diyorlar” der öğrenirsiniz. Yani okumak kendi kendine öğrenme aracı haline gelir. Cem Yılmazın bir parodisi var bilirsiniz, bir mahşer tasviri yaparken “En kötüsü toteme tapanların hali, onlar Cennet ve Cehennemin varlığından bile habersiz” der, çok güldürmüştür beni. Şimdi daha cennet diye bir yer olduğunu bilmeyen adama, cenneteki tuba ağacının meyvelerini anlatmak anlamsız.

Ne demek istiyorum, diyorum ki önce dilin bir ABC’sini anlayalım ve bunu çok çabuk yapalım. Usturuplu kalıplara sonra bakarız. Dilin temeli cümlelerdir. Cümleler ile kendinizi anlatırsınız. Cümle bir bütündür. Yarım bir cümleye baktığınızda, o dilin ustası değilseniz hiçbirşey anlamazsınız. Dolayısıyla cümlenin başınını sonunu yani unsurlarını bilmelisiniz. Çok insan duymuşsunuzdur, kendi dilini iyi bilmeyen yabancı dili de iyi öğrenemez. Bu ifadenin aslı şu, cümlenin ne halt olduğunu anlamayan, onu parçalarına bölüp analiz edemeyen didinir durur, kafasında bir milyon soru olur, yollarda kalır mı kalır.

Bir dilde cümlenin yapı taşlarını öğrendiniz mi artık işiniz çok kolaylaşır. En girift cümle bile gözünüze basit görünür. Şimdi geldik sırrımı paylaşmaya, 3 kelime şunlar:
İngilizce 3 kelimedir = Subject+Object+Verb (SVO)
Aslında her dilde cümleler bunlardan oluşur.
Subject=Özne Object=Nesne Verb=Yüklem
Bir cümleyi çözebilmek için onun öznesinin, nesnesinin ve yükleminin nerde olduğuna bilmelisiniz. Dikkat edin anlamalısınız demiyorum, yerini bilmelisiniz. Neden diyeceksiniz, sabredin cevabı az sonra.

Şimdi yüklem bir cümlede ne iş yapıldığını anlatır. Özne o işi kim yaptı onun cevabıdır. Nesne de kendisine bir şey yapılandır (örnek: Ali camı kırdı. Cam nesnedir burada). Şimdi diyelim ki önünüzde İngilizce bir cümle var, cümle bir anlam paketi, sizde diyelim ki bir habercisiniz cümledeki haber nedir? Bir iştir, olaydır, harekettir yani yüklemdir. O zaman önce ya bu cümlede ne olmuş, ne iş yapılmış diye yüklemi bulmaya çalışmalıyız. E bunun için de yüklemin nerde olduğunu bulmalıyız ki haberi alalım sözlük yardımı ile. Onun için yüklem/fiil neye benzer nasıl bir şeydir aşina olmalısınız. Nasıl mı, aç basit bir gramer kitabını ve Verb başlıklı yeri bul çalış. Sonra İngilizce metinlere bakarak yüklem bulma pratikleri yap kendi kendine. Çalışmak için de en güzel Türkçe ve İngilizce çevirileri olan metinler bul ve ordaki cümlelerin öznesini ve yükleminiz bulmaya çalış. Bulamazsan Türkçe çeviriye bak, bu işi kim yapmış diye sor, ne yapılmış diye sor cevabı bulunca İngilzce metne dön ve keşfetmeye çalış bu unsurları.

Özne cümlede işi yapan kişidir. Hani habercisin ya, cümleye soracaksın kim bu işi yaptı diye. O zaman özne nerdedir bulman lazım. Aç yine gramer kitabını, neye benzer, nasıldır, nerde olur çalış, ama çok uzatma hemen özne bulma pratikleri yap yukarda dediğim gibi.

Nesne bir cümlede kendine bir şeyler yapılandır. Ali camı kırdı cümlesindeki cam gibi. Yüklem ve özne için yaptığın çalışmayı bunun için de yap. Önce gramer kitabına az göz at sonra da pratiğe başla.

Şimdi, öncelikle sadece özne, yüklem ve nesneyi bulma çalışmaları yapın. Bunda ustalaşana kadar da başka iş yapmayın. Bunda ustalaşınca ikinci aşamaya geçeriz. Onlar da Sıfat, Zarf ve Edatlardır. Bunlar kelimelerin süsleridir, küpe gibi kelimelere takılır onları zengin gösterirler. Bu takıları atsanız da cümle sade bir vatandaş olarak yaşamaya devam eder. Ama yüklemi atarsan cümle ölür.

Sıfat, zarf ve edatlar cümleyi kalabalık hale getiren şeylerdir. “Ali camı kırdı” gibi basit ve fiyakalı bir cümle bunlar sayesinde kabusa dönüşebilir. Nasıl mı: “Evlerinin önündeki dar patikadan salınarak gelen ALİ 10 santimetre kalınlığındaki buzlu CAMI dikkatsizliği yüzünden pervasızca KIRDI” gibi. İşin özü Alinin camı kırmasıdır ama bunu istediğiniz kadar süsleyebilirsiniz. Gereksiz demiyorum bu takılar, onlar da lazım. Zira habercisiniz misal Ali’nin camı ne zaman kırdığını öğrenmek istiyorsunuz, zarfı bilmeniz lazım o zaman. Ama dili yeni yeni öğrenen birinin yolunu bulması için önce SVO yu yani ABC yi öğrenmesi gerekir.

Gelelim sıfata. Sıfat ismi niteler. Kırmızı araba daki kırmızı gibi. Sıfat tek kelime de olabilir bir cümlecik de. Örnek: Kan kırmızısı renge boyanmış araba (Kan kırmızısı renge boyanmış, burada bir sıfat cümleciği). Sıfat dilin özelliğine göre ismin önünde veya ardına olabilir. Açın gramer kitabını ve Adjectives’leri (sıfatları) çalışın. Yine sıfat bulma çalışmaları yapın.

Zarf da, yüklemin/fiilin nasıl yapıldığını anlatır. Örnek: Hızlı koştu (hızlı zarf). Yine zarf bir kelime de olabilir bir cümlecik de. Örnek: kollarını rüzgarda açarak kartal gibi süzülürcesine KOŞTU. Zarfı da anlattığım gibi çalışıp pratik edin.

Edata gelince, biraz klasik olacak ama anlatmanın başka yolunu bilmiyorum. Edatlar kendi başına bir anlamı olmayan ama bir kelimenin yanında yer aldıklarında anlam ifade edik kelimecikler. İngilizce de gördüğünüz “the, to, in, on, from” gibi tırı vırı şeyler. Aslında var anlamları. Ama çok değişkenler bulundukları yere ve takıldıkları kelimelere göre anlamları oynaşıp durur. Bunları oturup listeler dizip ezberleme çilesi çekmeye çalışmayın bence. Okudukça okudukça, binlerce defa göreceksiniz bunları. Gördüğünüz gibi kabullenin bunları ve niye böyle demek yerine demekki böyleymiş deyip, gördüğünüz şekilde zihninizde yerleşmesine izin verin.

Şimdi anlattığım perspektifle çaba sarfederseniz, cümlelerin efendisi olursunuz. Cümlede birkaç uşağın (kelimenin) anlamını bilmeseniz de cümlenin vezirini felan tanıdığınız için onu anlarsınız. Böylece dağ gibi KPDS cümleleri gözünüze daha sade, basit görünmeye başlar. Ama bunun için yukardaki hususları iyice çalıştıktan sonra kendinizi her fırsatta okuma adamalısınız. Sevdiğiniz şeyleri okumakla başlayın. İnternetten okuyun. Zira internet hızınıza hız katar. Bilgisayarda üzerine tıklayınca kelimenin anlamını veren bir sözlük yazılımı bulun (beni en iyi bildiğim Babylon) ve gece gündüz okuyun. Ben bireysel gelişim konularını çok severim. Bunların İngilizcelerini internetten araştırıp okumak beni çok heycanlandırırdı. Böylece saatlerce okurdum. Sevmediği şeye insan motive olamaz. Onun için sevdiklerinizle başlayın. Zira sevdiğiniz konular da aynı dille yazılıyor, onu anlarsanız diğer konulara sıçramak kolay olur.

Anlattıklarımı biraz yansıtabilmek içizn bir KPDS sorusunu analiz ettim. Aşşağıdan ulaşabilirsiniz.

SÜPER (HIZLI VE BASİT) İNGİLİZCE GRAMER 2

http://bilgiyonet.blogspot.com/2010/04/kpds-2004-kasim-soru-37.html
Çalışmak düsturunuz, sözlük, internet ve gramer kitabınız dostunuz olursa ne KPDS/KPSS ne ÜDS ne de TOEFL karşınızda durabilir Allah’ın izniyle. Kişiye çalıştığından başkası yoktur, biliyorsunuz.
Kolay gelsin.

1 yorum: